Beğen 0

Ferman Karaçam Bir Leyla Düşü şiiri

Bir Leyla Düşü

Kan yürüyor incecik damarlarından yapraklara,

sevda sözleri fısıldıyor rüzgar çam fidelerine

ki onlar har’lanmış gül tomurcukları arasından

derilmiş binbir sırdır sevgililer arasında söylenir sadece.

Bir de dağ doruklarından geçen al kanatlı turnalara söylenir.

Turnalar ki bazen gurbeti sılaya, bazen sılayı gurbete taşır.

Ve bir türkü yollanır ardından turnaların:

Allı turnam bizim ele varırsan…ya da

Gün vurmuş yar hayaline

Doyamadım ben tadına

Desem dil incitir demem

Kurban olayım adına

Şöyle mi söylemeli yoksa;

Güllerden taç yapıp başına koysam

İçinde birinin yaprağı olsam

Taşır’mıydın beni gül yüzlü yarim

Bir mevsim başında sararıp solsam

Derin gök yüzün de asılısın, derin sularına yöneldim

Derin sancılar içindeyim.

Düşlerde kavrulan

Bir mavi akşam

Aktı gözlerimden

Kan rengi Leyla

Duyuyor musun sesimi?

Titrek sesimin kırıntıları dökülüyor mu çevrene

Sesim bir pervane gibi dönüyor mu etrafında.

Elindeki papatya yapraklarının ucunda sararmış incecik.

Kıvrımları tutmaya çalış/etrafını dikkatle incele, gözünü aç,

vaktine düştüm, aç gözünü Leyla,

aç ve bak,

nice mahur besteler ekledik şarkılara nice sayfalar tarih kitaplarına.

Susuz kalmış bir ceylanın bakışlarında ıslandı yazmalarımız

Dillerimiz lal Üstümüz lekeli

Nice kanayan sessizlikler boşalttık

okul kapıların da bu ülkenin.

Ve şimdi acı’yı şiirin damarlarından yürütüp

kıyılarına boşaltacağım İstanbul’un

Ve şimdi milyonlarca kilotonluk kelimeler

patlatacağım Ankara’nın bulvarlarında.

Çünkü hücrelerim senin işgalinde,

İliklerime kadar sen olmuşum.

Çiçek yağmuru bakışından süzülen serabın,

bahar kokan sesinle gelen sevincin peşindeyim.

Ve bir ömür peşinden geleceğim.

Gönlümde ki ateşi sesin soğutuyor,

bulutlara yaslanıp ince ince yağıyorsun yüreğime,

umut ektin hayatıma, damarlarıma sevgi

Pompaladın, hayalle tanıştırdın beni.

Deniz’i, ay’ı, ay ışığını, şehri, gün’ü,

güneş’i tanıttın bana.

Yağmuru yaşattın, yağmur olup yağarak bedenime.

Kış’ı kış soğukların da ateşler içinde kavrulmayı öğrettin.

İlkbaharı, ilkbahar güneşinin altında ayrılık üşümeleri yaşattın bana.

Önce zindan dan ışığa, sonra tekrar aydınlıktan zindana attın beni.

Topraktan fışkıran bir gül fidesi gibi toprağından doğurdun beni

Ve sonra bu fideyi ateşlere attın.

Halden hale soktun,

kaptan kaba doldurup boşalttın beni.

Irmaklar gibi başımı taşlara vura vura okyanusuna akıyorum,

akıyoruz şimdi.

Bir yaprakcık gibi tutunduk kocaman gövdene,

tutunduğumuzu sandık, sanmaya devam edeceğiz,

Ufalayıp toz zerreleri halinde dallarından atıncaya dek.

Bir yağmura tutuldu içimin sonbaharı

Hiçbir mevsim bilmiyor kahreden bu hicranı

Hep çıldırtan bu ateş yanıyor derinlerde

Hiçbir ateş yakmıyor bu ateşi sultanım

Bir sağnaktır gözlerin iniyor göklerimden

Ve alevden deryalar kaynıyor dört bir yanda

Ah dinmiyor İstanbul dinmiyor bu dalgalar

Sabah olmadan unutuldu yağmurun tadı.

Geriye nemli gözleri kaldı Üsküdar sokaklarının.

Dağ gibi çöktün Çamlıca’nın omuzlarına.

Dağ dağ dağladın İstanbul kıyılarını.

Kıyıda ki minik park’ın çiçeklerinde deli rüzgarlar gibi dolaşıyor kokun.

Nemli bir soğuk gibi yürek kapılarından giriyorsun.

Kapı pervazlarından sızıyorsun İstanbul gecelerinin.

Mavi bir sızı gibi, çılgın bir gün hüzmesi gibi,

bütün dillerden yükselen ağıt gibi,

bütün şarkılarda seslenen nağmeler gibi,

kor külçeleri gibi dökülüyorsun İstanbul gecelerine.

İstanbul gecelerinde görülen rüyalara sızıyor,

uykularını kemiriyorsun genç kızların.

Güneşin kalbi insin kalbine Leyla, sus Leyla,

serin ol Leyla, Leyla ah Leyla.

Vakit gidiyor dönüşü yok bu kervanın

en içli türküleri içiyorum zifir gecelerde.

Aç kapını ve gör

şehrayn denizlere düşüyor vaktin

vakit gidiyor lal lal’dır ebediyyen

oturur bir siyah taş gibi yüreğine

koynuna bastırdığın fotoğraf

Bastır sesini tümseklerin, vahaların, çöllerin.

Bastır ve sustur sesini vaktin.

“Mor kıvılcımlar geçiyor darmadağın gecelerimizden,

acı’dan oyalarla etrafını süslediğimiz nice mendiller

çürüttük biz bu zifir gecelerde-Leyla.

Senin mendillerini ise çatlayan damarlarımıza bastırıyoruz”

Biliyorum Leyla

sözümü bıçak gibi kesecekler,

daha senin adını anmadan kül olacağım ben.

“Adın kurtuluştur, ama ben söylememeliyim,,

İşte böyle türküler çağırmalıyım, her renk’ten,

her ses’ten her dilden ki,

herkes kendi dilince, rengince anlasın.

Gülleri çiçeklenir, çiçekleri dillenirdi

sen gülünce İstanbulun.

Ağladığında sonbahar, güldüğünde ilkbahardı

ve kanaryalar kanatlanırdı sesinden.

Özlediğinde gurbeti, kızdığında rüzgarı,

sevdiğinde sılası, tebessümünde vuslatı,

hüznünde bayramı kanatlanırdı İstanbul’un.

Her kıyısında, kıyılarının her taşında

alevden dalgalar gibi vuruyorsun yüzüme,

kabarıp yitiyor gülücüklerin beyaz köpüklerde.

 

© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Ferman Karaçam

Sitemizde şaire ait toplam 40 eser bulunmaktadır.




Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz