Beğen 0

Edip Cansever Tragedyalar V şiiri

Tragedyalar V

I

Odalardan odalara bu kadar çok geçmeler
Kapıların hiç bitmeyen açılıp kapanması
Kuru kan, ölü asker, ağustosböceği
Gibi bir ses, bir yankı
Sonra bu yankıyı birden soğutan
Kurutup güne koyan bir anlam
Aynalardan aynalara kırılan sigara ateşleri
Ve alkol.

Yani bir alkol yörüngesi. Kocaman
Bir gün iskeleti konsolun üstünde
Doğanın ve bütün kızgın yaratıkların bağırtısından
Yanmış bir gün
Ve sınırsız doğurganlığı ağır, kadife perdelerin
Bir sarnıç uğultusuyla, kaybolmuş bir anahtarın
Kemirilmiş kalıntısıyla..

Ve onlar ceninler gibi orada. Öyle bir rahim çıplaklığına
Uzatılmış bir ışıkla buruşmuşlar gibi
Çok ağır bir tabutu kaldırıyorlar gibi arada
Elleri üzerinde. Ve boşluk yalpalayınca
Ve dünya kımıldayınca biraz. Dünya
Yanıtsız bir eşya gibi. Sonra?

(Sonra o geçitte, aşağıda
Bir krizantem soyunup yapraklarından
Ağıyor sanki işitilmedik bir güçle
Bir gündoğrusu hafifliğiyle, sabahsı, ıslak
Ve tedirgin bir yolcu biçiminde. Atışı duyulmaya
Başlayan bir yürekle gün iskeletinin
O garip efsanesine, geceye
Bitişik bir sabah gibi ağıyor
Ve çocuksu düşlerin hep birden büyüttükleriyle
Bir çiçek olmaktan sıyrılarak
Doluyor odalara
Stepan, Vartuhi, Armenak
Diran ve Lusin
Yani o altın tüveycin etkisinden koparak
Sonu gelmez bir durumun
Sonu gelmez kapılarını açarak
Devinen, bağıran, çok içen bir de
Yani korkular, iğrenmeler, anlaşmazlıklar olarak
Doluyor odalara
Lusin ile Vartuhi
Diran ile Armenak.
Belki arasıra o yorgun
Bedeviler geçiyorsa pasajdan
Stepan, Stepan!
Olsa olsa Stepan.)

II

Kuru kan, ölü asker, ağustosböceği
Baba Armenak durmadan sıkılıyor
Eşyalara bakarken sıkılan bir profili
Oymalarda sıkarak
Yeniden sıkılıyor. Bir hamamböceği sırtını parlatıyor kör
ışıkta
Düşlerdeki böcekler gibi ve düşlerdeki
Birtakım kıvrımlarla
Bir durumun sonu gelmez parçalarına bakarak
Aynı zamanda saydam bir duygu lekesi de
Ağır ağır yayılıyor gün iskeletinin üstünde
Bir insan eti lezzetinde günü dolduruyor
Besliyor günü
Gün
Sıcak ve kirli
Yani o alkol yörüngesi onu katılaştırıyor
Konsolun üstünde.

Sonra bu saydam leke Diran ve Lusin’in
Karışık bir evlilik fotoğrafı üstünde
Giderek eroinleşiyor
Baba Armenak durmadan sıkılıyor

Kara giysili insanların çevrelendiği
Bir kilise kapısında
Bir cinayet sölentisi gibi çevrelendiği
O taşkın yüzlerin
Ve büyük bir taşın yöresinde ufacık taşlar gibi
Sanki bir Kremlek anıtı gibi.. işte orada
Baba Armenak sıkılıyor
Sonra artık herkes içiyor.

(Ve alkol tanrının dengesini yitirdiği
Gibi bir gürültüyle çıtırdıyor
Ve tanrının uçsuz bucaksız denizlerde güneşlendiği
Bir günde alkol
Dünya bir sıkıntının yönetiminde ve uzun
Herkes biraz içiyor.)

Bu nasıl bir anlamdır ki, her yerde biraz duyuluyor Stepan
Bir ölü gömme töreninden doğmuş olan Stepan
(Armenak’ın böyle bir günün gecesinde
Topraksı bir titremeyle Vartuhi’ye sokulduğu
Çiftleştiği ve…)

Anlaşılması değil de sayılması olan Stepan
Gözlerinin ıssız, kara bir tabancaya takıldığı
Ateş etmeye hazır bir tabancaya
Takıldığı Stepan
Ve elleri annesi Vartuhi’nin
Kahverengi sabahlığını andıran
Bir iki kımıldayışla geçiştiren günü.

Sonra Vartuhi
O her yerde dürbünleri olan kadın
Mineden, sedeften, bağadan
Ve koynundan durmadan
Dürbünler çıkaran Vartuhi
Bir de çok uzaklara bakmak için din kitaplarından
Dürbünler yapan
Ve her şeyi birden yaşamakta olan yüzüyle
(Çünkü belki İsa’nın
Acıdan ve uzun boylu bir korkudan
Çıkarılmış bir homoseksüelliği götürüp
Bir gökyüzü boşluğunda biçimlendirdiği zaman
Ve sonra yeniden doğduğu zaman. İşte Vartuhi
Görmek için bunları birtakım din kitaplarından..)

Stepan’la kesin anlaşmaları olan
Çıldırmak, vuruşmak için geceleri
Ve dinsel Çin müziği Vartuhi
Yarı kalmış bir çiftleşmedeki
Yarı kalmış yaratıkları doğuran
Bir cehennem gibi dayanılmaz yapan kendini
Vartuhi
Stepan.

Ki herkes biraz alırdı
Koparıp geçerdi Stepan’dan
Öyle bir acı çekme kıvamında soluyan
Gün iskeletinin ucunda
Stepan.

Ve Diran, Armenak’ın sinirli oğlu
Sevimsiz bir büyücünün ellerinde dolaşan
Çirişli, mavi bir kurdele gibi
Ütülü pantolonu, her türlü mavi gözleriyle
Kül sarısı sakalları olan
Ve görünmez yarasaların konakladığı
O pirinç karyolaların altından
Bir seziş gibi çıktığı
Ve bir maden tadından
Başka bir şey olmayan Diran
Gömlekleri ayçiçeği, ıhlamur kokan
Lusin’in ilk kocası
Ve küçük istiridyeler gibi çabuk çabuk kapanan
Bembeyaz elleriyle
Akşamları’ garsonluk yapan barlarda
Çürük ilkyaz ağacı Diran
Ve kadınların o çürük sesleriyle çağırdıkları
Kareli yeleğiyle koştukça çocuklaşan
İpekli sesler çıkaran. Unutulmuş bir erkekliğin
Acısından oluşan bir Anka gibi
Ve yakan kendini durmadan
Zavallı Diran
Düşlerinde eriyen balmumundan bir olayın
Eridikçe çizdiği o yapışkan yollardan
Geçince evde olan
Bir dua gibi okunan Lusin’in gözlerinde
Bir dua gibi
Ve ayakta Stepan
O sessizlik yörüngesinin ucunda
Ve Diran bağıran, bağıran, bağıran
Bir yok olma tutkusuyla bağıran
Ki bundan bir daha doğan isterik Diran.

III

Sonra herkes içerdi, devinirdi durmadan
Yani bir çılgınlık yörüngesi, ağrılı, tutsak
Gün iskeletinin yanında
Ve sallantılı
Dururdu.

Konuşmalar olurdu. Herkes biraz olsun konuşurdu. Ve
bundan
Hiç kimselerin uğramadığı oteller
Ve bazı lokantalar gibi karanlıklı
Lekeler bulunurdu konuşmalarında
Herkes bir yerlere dayanmış, öyle dururdu
Yüzyıllar kirli dururdu. Ve alkol
Dökülürdü binlerce kuşun çığlığı gibi
Sıkıntı kımıldardı: saat kaç?
Yörünge bozulurdu
Lekeler yer değiştirirdi: temmuzun ilk günleri
Gibi birtakım lekeler
Bir gider bir gelirdi
Yani hiç bitmezdi ki temmuzun ilk günleri
Kavgalar kavgaları eskitirdi. Ve bir de
Armenak’ın, Diran’ın kendi oğlu olmadığı düşüncesine
Bir sonsuz tortu bırakan
Lekeler..

(Ey alkolden ölenler, büyük ölüler
Ölümle yalnızlık arası
O bilinmez ülkeyi şehvetle tüketenler!)

Ve Armenak’ın gene çok içtiği bir geceden sonra
Bir pazar sabahı
Genelev yakınlarında o falcı kadına rastlayıp
Şapkasını ayaklarıyla ezdiği
Ve neden ezdiği pek bilinmeyen
Sonuna kadar sıktığı kravatını
Ve neden sıktığı pek bilinmeyen
Baba Armenak
Sonra yanık kelebek renkli saçlarını
Etine çok yakıştıran bir orospuyla
Ölümün ekşi sarı kokusuna daldığı
Baba Armenak’ın
Ve ölüm bulununca kendine maskot yaptığı
O topaz heykelciği koynundan çıkarıp
Yüzüne tutaraktan ağlayıp bağırması
Ölümün kansız rengine sığan Armenak’ın
Gene bir insanın kansız, soğuk parlaklığından
Yani bir ölüden, ölünün devinimsiz taşkınlığından
Bir mağribi gibi kayıp da
O topaz taşta Diran’ın
Sarı bir kan gibi donuşup kalınlaşması.

Ölünün Armenak’la
Armenak’la Diran’ın
Diran’ın ölüyle sanki
Bir kini, bir kuşkuyu şehvetle sanrıması.

(Ve neden koz gece olmalı. Ve ölü
Bir denizin dengesiz ağırlığı
Gibi sallantılı ve yoğun
Bir yandan vurulunca bir yandan kalınlaşması
Ölünün
Gök bir kilise kavramı gibi alımlı, üstte
Bir ışık demetiyle bir sürü yaratığı
Sürüp de acıların üstüne
Geri çekmesi onları
Sonra bir makasın kana batmış parıltısı. Koz ölü
Olmalı. Ve bütün kozlar ölü olmalı. Sonra?
Kısa bir şey, bir yokluk
Bir sürü ak köpeğin karlarda dolaşması.)

Bir yankı
Yani bir olayın bir başka olayda
Yeniden kazanılması
Vartuhi, kısa saçlı Vartuhi
Bir gece gözetlerken Lusin ile Diran’ı
Ağzını dürbünleri gibi büyütüp küçülttüğü bir gece
Neden sanki Stepan’ın onun sırtını okşayıp
İncilin can alıcı bir yaprağını eline
Küfürden bir dua gibi bırakması.

(Sanki bir kurgu mu bu, yepyeni bir olaya
Bir ermiş mi yani Stepan ya da bir satranç ustası
Yoksa bir insan mı yalnızca, kaçınılmaz bir önseziyi
Yaşlı bir âşık gibi ustaca kullanması.)

Ve sonra Vartuhi’nin, kısa saçlı Vartuhi’nin
Armenak’ın odasındaki yaldızlı aynayı kırıp da
Kaçak Beyoğlu taşlarını sokağa fırlatması
Ve işte gürültüde dinlenen Baba Armenak’ın
Bir Budist rahibi gibi, çok dünyasız bir sesin
Önünde hızlanaraktan kendine katlanması.

Ve Lusin
Bembeyaz ağlaması Lusin’in, dokunulmamış Lusin’in
Dokunan parmak uçlarına hep aynı
Parmak uçlarıyla. Ve gözlerine
Hep kendi gözleriyle bakan Lusin’in
Saçlarını saçlarıyla yoklayan
Orgların, ilahilerin
Coşkusuyla tükenen ve yangınlaşan
Ve durmadan kendini
Bir tebeşirle çizer gibi karanlığına
Stepan-Lusin-Stepan!
O ceviz çekmecelerin kokuşunca
Mumların ve bütün tırnak uçlarının
Açlığınca avutan kendini
(Bir ermiş mi yani Stepan ya da bir satranç ustası
Ustalığınca kaydıran
Bir dua artığı gibi kendine
Lusin’i..)

Ve Lusin binlerce flaşla parlatılmış gibi
Günlerce korunduktan sonra
Bir gece yarısı:

LUSİN
Günlerce korudum ben kendimi
Konuşmak istiyorum artık Stepan
Seninle konuşursam her şey aydınlanacak sanki.

STEPAN
Beni güçlendiriyorsun Lusin. Ne var ki
İstemiyorum güçlenmeyi ben. Daha doğrusu
Bulunmuş bir eşyayım da sanki, örneğin
Bir para cüzdanı, bir anahtar zinciri
Ya da eski bir saat… her neyse
Kullanıyorum kendimi bulduğum gibi.

LUSİN
Bilmiyorum Stepan. Bildiğim bir şey varsa
Öyle bir satranç taşının oyuncusuyla
Çok zorlu bir durumda konuşması gibi
Konuşmaya geldim seninle.

STEPAN
Mutluydun. Dokunulmaz bir içgüdüyle
Yaşıyordun ölümsüzlüğünü. Ve tanrı
Yetiyordu sanırım bütün isteklerine.

LUSİN
Yitirdim inançlarımı Stepan. Ve nasıl alabildiğine
Sorumsuz dolaşırsa kan vücutta
Bir yandan bir parçası olarak insanın
Bir yandan büsbütün yabancı insana
Giderek tanrıyı buldum ben de. Tanrıysa
Yitirdi kesinliğini bir insan kılığında.

STEPAN
Ve sonra dayanılmaz bir yalnızlığın altında
İnsanları -gördün birden ve bütün kasvetleri
Diyebilirim ki, kapatılmış bir özgürlük isteği seni
Çekiverdi sanki odama.

LUSİN
Bir özgürlük de değil bu, daha çok
Bir özgürlük duygusu belki
Bence bu duygunun bir karşılığı olmalı
Tanrıya inandıkça tanrının olması gibi.

STEPAN
Bilmem ki, nasıl anlaşırız bu durumda
Çünkü ben mi yöneteceğim seni, yoksa
Sen mi alacaksın buyruğuna beni
Hiç değilse dengeyi kim sağlayacak
Ayrıca böylesi bir denge gerekli mi, değil mi.

LUSİN
Kopunca inancımdan, bir insan inancından kopunca
Bir de yalnızsa böyle.. ve bu durumda Stepan
Her şey artık insandır
Denemek istiyorum bunu, anlıyor musun?

STEPAN
Benim anladığım daha fazla bunlardan
Bir konyak içer misin?

LUSİN
Öyleyse şunu söylemek istiyorum kısaca
Denemek istiyorum ben kadınlığımı da
Kadınlığımı ve her şeyi
Hiçbir şey ummadan. Akşamüstü kiliselerin
Boşluğunda kaybolan
Sinirli dualarla tanrıda olmak gibi
Ya da bir esrime gibi, dayanılmaz bir mutluluk gibi..

STEPAN
Peki, ya Diran?

LUSİN
Diran’la bir ilgisi var mı sana gelmemin?

STEPAN
Gerçi aldırdığım yok benim de Diran’a
Ve benim hiçbir şeye aldırdığım yok, kurallara da
Ama var ya, bir kadeh tutma biçimi gibi
Ya da bir telefonu açınca
Ne diyorsam karşımdakine örneğin
Kurtarmak için bir durumu
İşte ilk cümlede, her zaman
Buna benzer bir şeyler söylemeliyim
Ya Diran?

LUSİN
Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan
Bir bakıma unutulmuş gibidir
Bilmem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim.
Belki de yalnızlıktan
Daha fazla bir şey bu
Unuttum ben kendimi de Stepan.

STEPAN
Kopunca kendimizden. Ve her şeyden biraz kopunca
Bir güç olduğunu sanırız yalnızlığın
Hatta bir bakıma övünürüz de onunla.

LUSİN
Güçlüyüm belki de bunun için
Unutmak, unutulmak, kim bilir
Her bakımdan daha iyidir. Ve insan
Bir gün yeniden tanıyabilir kendini. Bir umut!
Ve umut değil mi bizi koruyan. Bu böyle olunca da
Yeniden bir doğuşa hazırlanıyoruz demektir
İnsan neyi daha çok özleyebilir. Ve neyi
Daha çok isteyebilir bundan, bilmem ki

STEPAN
Hep aynı çıkmazlara düşmek de var sonunda

LUSİN
Ama ben yüceltmek istiyorum kendimi
Etimi, her şeyimi, yeniden
Yüceltmek istiyorum. Şimdi sorarım sana
Bir aşkınlık değilse bu, kısa bir mutluluk olsun değilse
Ya nedir?

STEPAN
İstemek daha başka. Önce mutluluk
Bir yer arar kendine boy atmak için
So
……….
……….

Telif hakları sebebiyle bu şiirin tam metnine yer veremiyoruz.

Edip Cansever

Sitemizde şaire ait toplam 40 eser bulunmaktadır.




Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz